Yunanistan’ın Batı Makedonya bölgesinde, aynı adı taşıyan ilin merkezi olan küçük bir şehirdir. Kent merkezinin nüfusu 11.200’dür. Makedonya sınırına 13 km. uzaklıktadır. 1387 yılı civarında Karaferye ve Vodina ile birlikte Osmanlıların hâkimiyetine geçmiştir. Kent Osmanlı Döne-minde Manastır sancağına bağlı bir kaza merkeziydi.

Florina’yı gezen Evliya Çelebi şu bilgileri vermektedir:

“Şehir, geniş bir vadi içinde kurulmuş olup, o kadar gelişmiş değildir. Altı mahallesi vardır. Tekke Mahallesi, Kara Ahmed Ağa Mahallesi ve Şeyh Mahallesi meşhurdur. Binbeşyüz  kiremit ile örtülü, bağ ve bahçeli, kâgir bina evleri var, ama seyrektir. Bunlardan Kara Ahmed Ağa, Bostancı Mehmed Ağa ve Şeyhi Efendi Sarayları mâmûrdur. On yedi mihrabı vardır. Çarşı içindeki caminin cemaati boldur. Kara Ahmed Ağa hânesinin yolu üzerindeki cami de ferâhtır. Üç aded medresesi, bir Halvetî Tekkesi vardır. Sıbyan mektebi yedi adettir. Bunlardan hayır sahibi Kara Ahmed Mektebi büyük olup, evkâfı yoktur; iki aded hamamı vardır, çarşı içindeki hamamın çok eski olduğunu söylerler. İki aded büyük hanı, yüz kadar dükkânı olup, her esnaftan bulu-nur. Bedestanı yoktur. Buranın da kebabı meşhurdur. Öknarlı gömlek bezi de beğenilir” (V, 1966, s.395-396).

Fransız seyyah François Pouqueville 1815’te Florina’yı ziyaretinde, çoğunluğu Türklere ait olan 700 hâne ve zengin bir pazarın olduğundan bahsetmektedir (Pouqueville, 1826). Kamusu’la’lam’da, Florina’da XIX.y.y. sonlarında yedi cami, iki tekke, bir medrese, bir rüştiye, bir ibtidâî mektebi, beş Müslüman, iki Yunan ve bir Bulgar Mektebi, iki kilise, 300 dükkân, ondokuz han ve bir hamamın bulunduğunu belirtmektedir (V, 314).
 
         
         




Peyami Safa tarafından  "Türk Şiir Kralı" sıfatı verilen Florinalı Nazım (Nazım Özgünay, ölümü Üsküdar 1939), 1883'te Florina'da doğmuştur (Ayvazoğlu, 1998), 1900’de 60.025 olan şehir nüfusunun % 27’si Müslüman’dır. Florina’da 17 Şu- bat 1321 (2 Mart 1906)’den 4 Mart 1324 (17 Mart 1908)’e kadar iki sene onaltı gün kaymakamlık yapan Tahsin Uzer tarafın- dan da, askerî hastane, hükümet konağı, jandarma tabur dairesi, cezaevi, posta ve telgrafhane, 700 m. uzunluğunda iki taraflı rıhtım, iki demir köprü ile kız ve erkekler için üç mektep inşa ettirilir. Florina çayına 12 m. yatak bırakıp, her iki tarafına altışar  metre  yüksekliğinde kordon şeklinde sedler yapılıp, taşkınlar kontrol altına alınır ve kıyıdaki arazide  kalacak binaların korunması  sağlanır.  Hükümet Konağı, rıhtım, iki köprüyü 805.000 kuruş bedelle  Mimar Gorgi Efendi, Jandarma Tabur Dairesi, Cezaevi, üç mektebi 485.000 kuruş bedelle Mimar Koço Efendi ve Posta-Telgrafhane binasını 35.000 kuruş bedelle Mimar Andon Efendi yapar. Bir yıl içinde bütün  bu inşaatlar ahalinin yardımlarıyla tamamlanır (Uzer, 1999, s.208-210).
   
   Tahsin Uzer (1877-1939)

Florina, yapılan bütün imâr çalışmalarıyla bambaşka bir şehre dönüşür. Florinalı şair Fahri, Tahsin Bey’in yaptıkları için bir şiir yazar; şiirin anlamı şu şekildedir:

Mutlu oldu gelişiyle Florina
Tanık aranırsa işte düşman

İşitilir şehrin ağzından hem
Temizlendi bütün eşkıya başları

İnkârı mümkün değil çalışmasının
Kaymakamın çabasıyla hükümet inşa oldu

Yirmialtısında kendisini gösterdi
Olmasın mı adalet güneşi parlak?

Hele hastaneye ait söylevi
Alkışlıyor ünlü edebiyatçılar onu

Tahsin Bey’in beğenildiğini Fahri
Haklı olarak şiirle dile getirdi”
(Uzer, 1999, s.212).

     
     


     
     

Kaymakam   Tahsin   Bey  de,   buradaki Türkler hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Florina halkının gayet dürüst, saygılı ve fedakâr insanlar olduklarını gördüm. Pıtırak İsmail ve Haşim Ağalar, Halit Efendi, Yeşil Hasan, Hacı Cafer, Yusuf ve Vasfi Bey’ler gerçekten  gayretli, önemli  kişilerdi. Benim Florina’daki başarılarım, bu adlarını sıraladığım eşrâfın yardımlarıyla olmuştur.  Onları kardeş  gibi severdim. Zavallılar” (Uzer, 1999, s.206).
 
Birinci Balkan Savaşı sırasında Sırp ordu- su Florina’yı ele geçirir (21 Kasım 1912). Ancak, Sırplar kısa bir süre  sonra  şehri Yunanlılar tarafından alınan Gevgeli Tren İstasyonuyla değiştirirler. Balkan Sa- vaşları ile I. Dünya Savaşı esnasında  ve sonrasında  daha çok tütün  yetiştiriciliği ile geçinen Türk ahali bölgeden ayrılır ve büyük bir kısmı Türkiye’ye göç eder. Florina doğumlu  yazarımız Necati Cumalı, “Makedonya 1900” kitabında Florina’dan ayrılma öyküsünü şu şekilde kaleme alır:
 
“Babamı, birlikte olduğumuz yıllarda değil, hep yaşadıkça, onun yaşına geldikçe anladım. Kurtuluş Savaşı’nın haberlerini hep Kur’an okuyarak, dua ederek izledi. Savaşın kazanılmasından neler bekledi- ğini hiçbir zaman açık açık söylemedi. Fakat Florina’nın, Selâniğin bütün o camili, bağdâdî evli, Müslüman Makedonya topraklarının Osmanlılardan kopması,çok değil daha on yıllık hikâyeydi. Yunanlıların eline geçmiş bile olsa Florina’yı Osmanlı  kasabası görüyordu hâlâ. Tam, kendi bildiğinden başka doğru tanımayan, dik kafalı Rumelilerdendi o. Yenilgiyi hiçbir zaman  kabullenmemişti.  Lozan Antlaşması  imzalanıp da, Batı Trakya Türkleri olarak bizlerin Batı Anadolu Rumları ile yer değiştireceğimiz duyulunca inanmak istemedi. “Olmaz öyle şey!” diyordu. Haber kesinlik kazanınca “Ben Florina’dan ayrılmam” diye tutturdu. Yola çıktık. Babam Selâniğe kadar ağzını açmadı. Trenin penceresinden Makedonya topraklarına, dağlara taşlara baktı durdu. Meşe ağacından yüksek  arkalıklı bir koltuğu vardı. Selânik’te vapura bineceğimiz gün, yolculukla ilgili işlemleri  tamamlarken, yorulmasın diye, gümrüğün rıhtıma inen merdivenleri önünde, koltuğuna oturtmuştuk onu. Koltuğunda yine öyle dalgın, tek söz etmeden bekliyordu. Vapura geçeceğimiz sırada birden, gerisinde, iki eliyle kavradı rıhtım merdiveninin parmaklıklarını. Doksanüç yaşındaydı. Hâlâ güçlü kuvvetliydi. Ben Fehim Çavuş, Salih Bey, ellerini çözemedik bir türlü parmaklıklardan. “Benim yerim Florina. Ölülerimi kimsesiz bırakamam!  Toprağımı bırakamam!  Siz  gidin, bindirin beni trene, Florina’ya geri döneyim, Florina’da öleyim…”Vapur kalktı kalkacak, söz anlamıyordu. Zorlukla, sonunda üç kişi koltuğu ile yerden havalandırdık, ayırdık ellerini parmaklıklardan. Ayırdık ama  ayaklarına felç inmişti. Vapura, koltuğunda, elden ayaktan kesilmiş olarak bindi. Aklı yerindeydi, eskisi gibi rahat konuşuyordu. Göçmen olarak Urla’ya yerleştik. Urla’da üç yıl yatağında sılasını yaşadı. Baktığı yerden gözlerini ayırmadan sık sık dalar giderdi. Arada, kendini tutamadığı sıralarda “Ah, Florina’yı bırakmayacaktım. Florina’da ölecektim!”  dedikçe,  artık gölgelenmeye başlayan bakışlarında, cins atlar gibi, geniş sağrılı dik omuzlu dağlarının izdüşümleriyle Makedonya göklerinin ışığı yansır, yüzü bulutlardan sıyrılmış gibi aydınlanırdı” (Cumalı, 1976, s.33-34).
 
Lozan Antlaşması’ndan sonra  Anadolu’ dan gelen birçok Rum, Türklerden kalan evlere yerleştirilir. Günümüzde Florina’da yaşayan  Yunanlıların çoğu, Anadolu’dan Lozan Antlaşması sonrası  mübadele  ile gönderilen         Rumlardan oluşmaktadır. Florina’daki Müslüman ahali de Türkiye’de İzmir, Balıkesir, Manisa,  Samsun, Sivas, Nevşehir ve Adana gibi şehirlere yerleşmişlerdir.  Mübadeleden sonra  şehirdeki Osmanlı yapıları zamanla  yıkılır, Müslüman  Mezarlığı ortadan   kaldırılır. Bugün Florina’da ayakta  kalan  eserler; M 878  (Haziran 1473)  tarihli  vakfiyesi bulunan Gazi Evrenos Bey’in oğlu Yakub Bey’in yaptırdığı caminin minare kaidesi, bir hamam,  Hükümet Konağı, türbe olması  muhtemel  bir  yapı kalıntısı ile birkaç eski evdir.
 
Florina’daki Türk  evleri, çoğunlukla  iki katlıdır.  Alt  katlarda   tütün   depolanır, üst katta ise gündelik hayat sürdürülürdü. Günümüzde bir kısmı yıkılmış ve yıkılmak üzere olan bu evler, Gazi (Gazi Yakup)  Mahallesi, şimdiki  ismiyle  Yazi Mahallesi’ndedir. 1977’de Belediyenin mülkiyetine geçen  evlerin bazıları sahipleri tarafından restore  edilmiş olup, bazıları ise restore edilmeyi beklemektedir.
       
       
         
         

 
Önceki Sayfa
Sonraki Sayfa