Yenişehir  bugün,  Yunanistan’ın  Teselya bölgesinde,   Larissa   ovasının  ortasın- da,  Pinios Irmağı kıyısında bir şehirdir. Yenişehir’in 1430 tarihlerinde Osmanlı ülkesine  katıldığı birçok eserde  belirtil- mektedir.  Buna  rağmen   Evliya Çelebi, Yenişehir’in 848 (1444) tarihinde II.Murad devrinde fethedildiğini, ancak onun ölü- münden sonra tekrar elden çıkarak, Fatih devrinde Türk beylerinden Gazi Turhan Bey tarafından  Osmanlı ülkesine  katıl dığını kaydeder. Şehirde ilk teşkilât  ise, Fatih devrinde yapılmıştır (Neşri II, 1949, s.731).  Bizzat  Fatih,  862  (1457) Mora Seferi sırasında Yenişehir’e uğrayarak teşkilâtı kurmuştur. Teşkilâtta Rumeli Eyaletine bağlı bir kaza  merkezi  hâline getirilmiştir.
 
Tahminen 912 (1506) tarihli bir tapu defterine göre, şehirdeki Müslüman Mahallelerinden bazıları şunlardır: Hüssam Hoca veya Emirî Mahallesi, Sofîler Mahallesi,  Kazancıoğlu veya Hacı İbrahim Mahallesi, Ramazan  Mahallesi, Tabağlı Mahallesi, Tekelü Mahallesi, Mehmed Bey Timur Mahallesi, Hatib Hoca Mahallesi (Halaçoğlu, 1974, s.91).

Yenişehir’i gezen Evliya Çelebi, şu bilgileri vermektedir:
 
“Bu şehri ilk defa Kral Luka’nın pazarcıba- şısı kurduğundan Rum tarihçileri buraya dâr-ı tüccâr adını vermişlerdir. Zamanla ve Osmanlının eline geçtikten sonra daha da imâr olunarak Yenişehir diye adlandırılmıştır. 848(1444) tarihinde Sultan İkinci Murad’ın oğlu Çelebi Mehmed Hân fethetmiştir”  (VIII, 1966, s.40).
 
“Murâd Hân vefat ettikten sonra kâfirler Yenişehir’i ele  geçirmişlerdir.  Bilâhare Fâtih Sultan Mehmed zamanında Turhan Bey tekrar fethetmiştir. O zamanki kayda göre Rumeli eyâletinde Tırhala beyi kay- makamı  olup dörtyüz adamı  ile burayı idare etmektedir. Nahiyesi toplam ikiyüz parça mâmûr köylerdir.
 
Bezestan, çarşı ve pazarı şehrin ortasında, yüksek  bir yerde kurulmuştur.  Diğer imaret ve hayır eserleri aşağı ovada düz bir alanda yapılmıştır. Bir büyük şehirdir ki batı tarafı Kösdem Nehri kenarıdır. Bu büyük nehir, Papanya Dağlarından gelip yine batı tarafında Mecova köylerini su- layıp şehirden  oniki saat  aşağısı kuzey yönüne  doğru akıp  Bababurnu  denilen yerde Akdeniz’e dökülür. Döküldüğü yer gemi ile geçilecek kadar geniştir. Hayat verir bir büyük sudur.
 
Camileri, yetmiş bir aded mihrabtır. Yir- mi ikisi kârgir minareli ve cuma namazı kılınan camilerdir. Selâtin camii büyüklü ğünde, büyük ibâdetgâhlardır. Hepsinden mükellefi, köprü başındaki kurşun  kub- beli Hasan Bey Camidir. Yapı tam ve sanat güzellikleri eski üslûp üzeredir”  (VIII, 1966, s.41).

“Mahalle mescidleri,   Dâr-üt-tedrisleri, Dâr-ül-kur’ânları, Dâr-ül-hâdisleri, yir- miiki yerde sibyan mektebleri, on yerde derviş tekkeleri olup, köprübaşında Kös dem Nehri’nin kenarındaki Mevlevî Tek- kesi meşhurdur.  Şehrin hepsi beş aded cana rahatlık veren özel ve umum hama- mı vardır. Bunlardan başka şehir içinde dörtyüz aded hususî  hamamlar  vardır, dediler. Bütün bu safa verici hamamların suları Kösdem Nehri’nden sağlanır.
 
Şehirde tam sekiz yüz seksen aded sanatkâr dükkânı ve işyeri vardır. Her türlü sa- nat ehli bulunur. Bundan başka yirmibir aded tüccar hanı vardır. Hepsinin üstleri kiremit örtülüdür. Şehrin sicillerdeki ka- yıtlara göre dörtbin aded altlı, üstlü geniş, kârgir, kiremit örtülü güzel evleri vardır. Bütün evlerin duvarları kireç ile sıvalıdır” (VIII, 1966, s.42).

“Kapıları geniş sarayları çoktur. Bu hane- danlar ile geniş caddelerin ve sokakların etraflarında ağaç parmaklıklı kapıları vardır. Akşam yaklaşırken  şehir  içinde davullar çalındıktan sonra bütün bu kapıları bekçi ve ağalar kapayıp kendilerini güven altına alırlar. Dükkânlar bezestanın etrafında bir yerde olup kaleden daha emin çarşı ve pazardır ki binlerce Mısır hazinesi değerinde mal vardır.
 
Şehrin Kösdem Nehri üzerinde on aded köprüsü vardır. Şehirde her köşe başında ve her mahallede olmak üzere tam üçyüz yerde  sebilhâneler vardır. Hayır sahipleri katır ve atlar ile Kösdem Nehri’nden yaz ve kışta su taşıyıp İmam Hüseyin ve Kerbelâ şehidleri ruhları için sebil ederler. Zirâ şehir içinde asla çeşme olmadı- ğından burada sudan başka büyük hayır yoktur. Ama evlerde kuyuları çoktur. Tam üçbinyüzaltmış aded ev kuyusu vardır ki bütün kuyu suları kullanılır. Zirâ bu şehir yüksek  bir yerde kurulmuş  olduğundan ondan yüksek yer yoktur ki terazilerle su getirsinler” (VIII, 1966, s.43).
 
1812-1813    tarihli   bir   seyahatnâmeye  göre;  vilâyet merkezi  olan  şehirde, 24 cami bulunmaktadır. Bunlardan ikisi büyüktür.  Dörtbin hane  olan  kasabada 20bin kişi yaşamaktadır.  Bunun ¾’ünü Türkler, kalanlarını ise Rumlar ve Yahudiler  meydana  getirmektedir  (Holland, 1815, s.254, 258, 266-267).
 
Şehir 1881 yılındaki İstanbul Antlaşması ile Osmanlılar’ın elinden çıkmıştır. Şehrin çevresine, toprak bir tabya çevirmek için mühendis Halil Bey tarafından, 9 Ş 1243 (25 Şubat 1828) tarihli bir harita yapılmıştır (Halaçoğlu, 1974, s.89-100). Adı geçen harita,  şehrin  planını, eserlerin  yerlerini ve isimleriyle belirtmesi  bakımından büyük önem taşır. Günümüzde, Osmanlı dönemi mimarî  eserlerin  pek çoğu ba- kımsızlık, ilgisizlik sonucu ortadan kalkmıştır. Ancak, adı geçen eserlerin ortadan kalkmasının en önemli iki sebebi ise, 1 Mart 1941’de Yenişehir’de meydana gelen deprem ve II.Dünya Savaşı’dır.


Alasonya

Teselya’da Yenişehir (Larissa)’in kuzeyinde küçük bir kasabadır. Osmanlı Devleti yönetiminde Manastır sancağına bağlı kaza merkeziydi.

Alasonya’yı gezen Evliya Çelebi şu bilgileri vermektedir: “Bu yüksek kalenin yapıcısı Kral Romyanya’nın oğlu Kral Maşkılor’dur. Sonra Kral Romyanya’nın kızı Ayasonya melike olur. Şehri babasından daha güzel bir şekilde imâr etmiş olup onun adına, Ayasonya’dan galat olarak Anasonya demişlerdir. Kale, İslâmların eline geçtikten sonra Alasonya olmuştur. Rum lisanında (aya) sözü evliyâ demektir. Keferelerin batıl inançlarınca, Ayasonya melike kadın evliyâ olur. Onun için bu Alasonya şehrine Rum, Bulgar, Sırp ve Lâtinler son derece saygı gösterirler. Sonra nice hükümdarların elinden geçip nihayet Gazi Hüdâvendigâr feth etmişken tekrar kefereler ele geçirmişler ise de Fetih Babası Sultan Mehmed (Fatih) yine almıştır. Fakat hemen akabinde Rum ve Bulgarlar yine ele geçirmişlerdir. Nihayet bizzat Sultan Bayezid Velî Mora vilâyetinde Koron ve Modon kalelerinin fethine giderken yol üzerinde rastladığı kalelerden Serfice ve bu Alasonya’yı fethetmiş ve bir daha kâfirlerin eline geçmemesi için fetihten sonra kalenin bazı yerlerini yıkmıştır. Şehir merkezini fethetmeye gayret eden Gazi Turhan Bey’e kaleyi ihsân etmiştir. Sonra şehrin etrafında bulunan daha nice kaleleri de fethetmiştir. Bunların yıkılan yerlerinde hâlâ kalıntıları görülmektedir”

(VIII, 1966, s.37).

“Alasonya şehri halen Sultan Süleyman Han kaydına göre Rumeli eyâletindedir. Ama Tırhala sancağı toprağında Valide Sultan hassıdır. Hâkimi üçyüzelli iki asker ile bu şehri idare eder. Üç yüz akçe pâyesiyle şerif kazadır. İç kale, bir yüksek tepenin üzerinde bulunan bir sarı taş üzerinde, beş köşeli, küçük, güzel bir taş yapı imiş. Yer, yer yıkılmıştır. İçinde bir kilise ve birkaç kefere evleri olup, diğer imaretler aşağıdadır.

Bu beldenin yüzlerce hânesi yüksek bir bayıra yapışmıştır. Kıble tarafı iki saatlik mesafe büyük bir sahradır. Diğer tarafları alçak, kayalı dağlardır. Bu şehir sanki bir kâsenin bir köşesindedir. Hepsi yedi mahalledir. Yarısı Müslüman, yarısı keferedir. 655 adet, kiremit örtülü, azıcık bahçeli, kârgir, taş yapı geniş evlerden ibarettir. Evlerin bazıları Serfice şehri gibi onbeş yerde, yüksek, dört köşe, kuleli saraylardır. Zira haydud kefereleri ve diğer eşkıyaları çoktur. Onun için kuleler yapılmıştır. Şehrin yedi mahallesinde onbir aded ibadet yeri (mihrab) vardır. Dördünde cuma namazı kılınıp diğerleri mahalle mescitleridir.

Bu ma’bedgâhlardan başka bir medrese, bir tekke ki Tekke Camii derler. Çarşı Camii avlusunda da bir aded aş evi bulunup, fakir zengin herkese nimeti boldur. Bir aded sıbyan mektebi, Çarşı Camii yanında büyük bir hanı vardır. Toplam seksen adet dükkân ki yarısı Elembuz Deresi’nin öte tarafında ve yarısı beri tarafındadır”

(VIII, 1966, s.38).

 “Şehirde asla kaldırım yoktur. Yine böyle iken hiç çamur olmaz. Zirâ baştanbaşa kumsaldır. Çeşmeleri de yoktur. Çünkü, hayat veren su kenarında bulunmaktadır.

Bu diyârda yılda bir kere yapılan pazar topluluğuna panayır derler. Burada Temmuz günlerinde her nimet bolca iken iki, üçyüzbin adam Rum, Arab, Acem, elhâsıl yedi iklimden zengin tüccârlar kendi diyârlarının kıymetli mallarını getirip tam bir hafta omuz, omuza olup, çarşı, pazar, dükkân kurarlar. Sonra tam on beş gün Alasonya şehri adam denizi olup sanki Arafat Meydanı gibi kalabalık olur. O kadar alış veriş yapılır ki nice Mısır hazinesi toplanır. Yüz binlerce eşya yükü çözülür. Yine çeşitli mallar alınıp yüzbinlerce yük bağlanır. Bu panayırda Selânik Yeniçeri Ağası ile Tırhala Paşası askerleriyle gelip tüccârları, nehri ve pazar yerini korurlar. Bu panayır dükkânları binden fazladır. Nice bin dahi çadır, çerke ve kulübe gibi küçük dükkânlarda kurulur. Bu dükkânların yılda bir kere içine adam girip, diğer zamanlar öyle boş dururlar. Bu küçük dükkânlar Valide sultanların vakıflarıdır. Bunların gelirleri hepsi Valide sultanlara ait olup gelirleri voyvoda toplar. Panayırın yirminci günü herkes darmadağınık olur. Gurup, gurup vatanlarına giderler. Bu büyük topluluğun anlatılması imkânsızdır” (VIII, 1966, s.39).

1897 (1313) Türk-Yunan Savaşı’nda şehit düşen Hafız Abdülezel Paşa, İmaret (Çarşı) Camii avlusunda defnedilmiştir. 21 N 1317 (23 Ocak 1900)’de Teselya Muhacirlerinden Alasonya’ya iskân edilenlerin masrafları belirlenmiştir (BOA., A.MKT. MHM., 508/16). 1912’de Osmanlı hâkimiyetinden çıkan Alasonya Türklerinin çoğu 1912’de, kalanları da mübadelede şehri terk etmiştir. 17 Temmuz 1923 tarihli İcrâ Vekilleri Heyeti Kararnamesi’ne göre, Alasonya Mübadilleri, Amasya, Tokat ve Sivas’a yerleştirilmiştir (İpek, 2000, s.42). İncelememiz esnasında, Osmanlı dönemine ait Gümrük Binası, Köprü, Muharrem Paşa Camii ve bir mezar taşı tespit edilmiştir.

 Çatalca

Çatalca, Yunanistan’ın Teselya bölgesinde, Larissa kentinin 40 km. güneybatısında yer alır. Osmanlı döneminde kaza merkeziydi ve Selânik Yörüklerinin en yoğun olarak yerleştirildikleri yörelerden biriydi (Acaroğlu, 2006, s.300). Köylerin yarısından fazlasının ismi, Türkçe idi ve buralarda Müslümanlar yaşardı. 1466, 1506, 1521 ve 1569-1570 yıllarına ait İstanbul’daki Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde Teselya tahrir defterleri kayıtlarında da bu durum açıkça görülmektedir (Kiel, 2009, s.54). Çatalca’da senede bir defa 20 Ağustos’ta panayır kurulurdu (İnciciyan-Andreasyan, 2-3, 1973-1974, s.64).

Çatalca, 1389’dan 1882’ye kadar Osmanlı hakimiyetinde kalır. 23 Z 1315 (15 Mayıs 1898)’te Yenişehir, Tırhala, Golos ve Çatalca kasabalarıyla Yenişehir’e bağlı Osmanlu Köyü ahalisi hicret talebinde bulunur (BOA., Y.PRK.ASK., 138/16). 27 M 1327 (14 Şubat 1909)’de Çatalca’da İzladi ve Yenişehir muhacirleri geçici olarak iskân edilir (BOA., DH.MKT., 2743/5).
Günümüzde, Çatalca’da ayakta kalen eserler Ratip Ahmed Paşa Köprüsü ile Durbalı Sultan Bektaşî Tekkesi’dir.

Tirnovî

Teselya bölgesinde eski bir Türk kasabasıydı. Kasabayı gezen Evliya Çelebi, Tırnovî hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Eski zamanda küçük bir köy imiş. Halkı usta bez, kumaş dokuyucusu olduklarından Yeniçeri Ocağı tarafından, korunmaktadır. Muaf ve müsellem olduklarından gelişerek bir şehir hâline gelmiştir. Yenişehir’in batı tarafında görünen Elembuz Yaylası eteğinde, güneyden batıya doğru uzunluğuna kurulmuş olup, 3500 aded, baştanbaşa kiremit örtülü, biri biri üzerine kat kat, sık ve daracık, bağ ve bahçesiz, kefere Rum evleridir. Sadece bir mahalle Müslüman vardır. Bir küçük cami, bir hamamı, bir mescidi, onbir aded küçük, büyük hanları, binaltmış aded dükkânları vardır. Evleri sık ve dardır. Padişahın fermanı ile yüzlerce yazıcı bu şehre girip sayım yapamamışlardır. Zirâ kâfirlerin çoğunluğundan burası kefere addolunmuştur. Bu şehir Yenişehir’den daha gelişmiş hâldedir” (VIII, 1966, s.40).

 1881’de Yenişehir’in İstanbul Antlaşması ile Osmanlıların elinden çıkmasıyla Tırnovî, sınır hâlini almıştır. 1313 (1897)’de Yenişehrin tekrar alınmasıyla, bu konumunu kısa bir süreliğine kaybetmiştir. 1912’de Tırnovî Yunan hâkimiyetine geçmiştir. Kasabada, Türk-Rum karışıktı. Mübadele sırasında, Türk halkı zorunlu olarak anayurda göç edince, yerlerine Anadolu’dan giden Rumlar yerleştirildi (Acaroğlu, 2006, s.542). Günümüzde, Larissa (Yenişehir)’e bağlı 15bin kişilik Tyrnavos Belediyesi’dir. İncelememiz esnasında Hacı Ali Efendi Hamamı ile karakol binalarından ikisinin duvarlarının hâlâ ayakta olduğu tespit edilmiştir.

Önceki Sayfa
Sonraki Sayfa