Bugun Selânik’in 60 km. kadar güneybatısında bir şehirdir. Vermiyo Dağı’nın eteklerinde kurulmuştur. 1372’de II.Çirmen veya Meriç Muharebesiyle, Gazi Evrenos Bey ve Hayreddin Paşa tarafından fethedilmiştir (Uzunçarşılı I, 1998, s.171-172). Fetihten sonra Osmanlı akıncılarının Tesalya bölgesinde ileri bir karakol hâline getirilen Karaferye’ye Yıldırım Bayezid, ayrı bir önem vermiştir. 1402 Ankara Savaşı’ndan kısa bir süre sonra elden çıkan Karaferye, 1430 yılında Musa Çelebi tarafından yeniden fethedilerek kalesi yıktırılmıştır. Selânik’in bir sancak olarak teşkilâtlandırıldığı vakit, Karaferye’de 3000 akçelik bir kadılık hâline getirilmiştir.
 
Karaferye’yi gezen Evliya Çelebi şu bilgileri vermektedir:

“774 (1372-1373) tarihinde Sultan Birinci
Murad zamanında Gazi Evrenos, bu kalenin alınması için kumandan tayin olup gelirken, önlerine Karaca, Karakoca, Kara Foça, Kara Mürsel ve Kara Ferye adlı gazileri öncü kuvvet olarak tayin etmişti. Hepsi, bu kale altına geldiklerinde hemen Kara Ferye adlı gazi, kementler ve adamlarıyla birlikte kaleye tırmanıp ele geçirir. Onun için bu kaleye Gazinin adına olarak Kara Ferye derler. Fetihten sonra kale imar edilir. Dizdâr ve kale neferleri yoktur. Lakin ayân ve büyükleri çoktur. Kalesi eski zamanda gayet sarpmış. Halen su kapısı tâbir ettikleri sağlam bina, iki minare yüksekliğinde, büyük kulelerdir. Bu kalenin iki tarafı cehennem kuyusu gibi uçurumdur. Şehir dahi bir dereli, tepeli, geniş bir vadi içinde kurulmuş olup, 4000 aded, kiremitli, bağ ve bahçeli, hayat sulu, tek ve iki katlı kârgir yapılardan oluşmuştur. Bekir Efendi Sarayı ve Mustafa Ağa Sarayı hepsinden üstündür. Şehrin Müslüman mahalleleri onaltı adeddir. Onbeş aded de kefere Rum, Sırp, Bulgar ve Lâtin mahallesi vardır. Ayrıca üç mahalle de Yahudidir. Onaltı aded eski yapı selâtîn camii bulunur” (VIII, 1966, s.32).
 
“Camilerden başka dokuz aded de mahalle mescidi bulunmaktadır. Medreseleri üç adeddir. Bir aded de sıbyan mektebi vardır. Beş aded tekkesinde, zikir ve âyinler yapılır. Rahatlık ve can veren çifte hamamı beş aded olup hepsinden güzeli Tuzcu Sinan Hamamı’dır. Bunlardan başka da toplam 70 aded saray hamamı bulunur. Fakirlere ait üç aded aş evi vardır. Altıyüz aded dükkân vardır. Küçük, büyük mükellef tüccar hanı 15 adeddir. Bunlarda her çeşit mal bulunur. Şehir içinde çeşitli su değirmenleri vardır ki suları birbirinden aşağı akar, benzerleri bir diyârda yoktur (VIII, 1966, s.33).
 
“Beyaz, ince ve işlemeli havlusu, mendili, hamam silecekleri, hamam gömlekleri ve çeşitli ipek çarşafları yapılır ki bir diyârda yapılmaz. Her ülkeye, bizzat Osmanlı büyüklerine, vezirlerine buradan hediye gider” (VIII, 1966, s.34).
 
Karaferye’nin en parlak devri, Yavuz Sultan Selim dönemidir. Bu devrin en büyük yazarlarından ve edebiyat tarihçilerinden olan Ahi Çelebi’nin Karaferye kadılığında bulunması; yine Yavuz Sultan Selim’in Çeşnigirbaşılarından Sinan Bey’in buraya yerleşmesi, şehrin imârında ve kültürel gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Ahi Çelebi’nin kabri de buradadır (Tuğlacı, 1985, s.361).
 
Kadılık merkezi olup Selânik’in kuzey-batısına düşen Karaferye’de çarşılar, camiler etrafında da pirinç tarlaları ve meyve bahçeleri vardır. Şehirde “vellençe” veya “kebe” denilen uzun püsküllü rengârenk arkalıklar imal edilirdi (İnciciyan-Andreasyan, 2-3, 1973-1974, s.50). Şehir, Osmanlı hâkimiyeti döneminde, pamuklu dokumacılığı ve iplikçiliğiyle de ün kazanmıştır. Burada üretilen havlular, İstanbul’a götürülerek orada pazarlanırdı. Şehir, 1864 yılında büyük bir yangın geçirmiştir. Yangın sonrası yeniden inşa edilen Karaferye’de, yangına dayanıklı malzemeler kullanılmış ve ana sokaklarda bazı genişletme ve hizalama çalışmaları yapılmıştır (Yerolimpos, 1999, s.45). Vilâyetlerin teşkilinde Karaferye Selânik vilâyetine bağlı bir kaymakamlık hâline getirilmiştir. Karaferye, yetmişbir köy ve çiftlik ile Ağustos (Naussa) adlı bucaktan oluşmaktaydı. 1324 (1906) tarihli Selânik Vilâyeti Salnamesi’ne göre; Karaferye’de 2.131 hane ve 14.000 nüfus vardı. 19 cami ve mescid, 4 tekke, 3 medrese, 2 rüştiye, 7 ibtidâî mektebi bulunmaktaydı. 1910-1911 yılında Karaferye kazası, merkez Karaferye olmak üzere 66 köye sahipti ve bu köylerde 22.341 Yunanlı, 8.672 Türk ve 1.719 Yahudi yaşamaktaydı (Valsamidis,
Şehir, 1864 yılında büyük bir yangın geçirmiştir. Yangın sonrası yeniden inşa edilen Karaferye’de, yangına dayanıklı malzemeler kullanılmış ve ana sokaklarda bazı genişletme ve hizalama çalışmaları yapılmıştır (Yerolimpos, 1999, s.45). Vilâyetlerin teşkilinde Karaferye Selânik vilâyetine bağlı bir kaymakamlık hâline getirilmiştir. Karaferye, yetmişbir köy ve çiftlik ile Ağustos (Naussa) adlı bucaktan oluşmaktaydı. 1324 (1906) tarihli Selânik Vilâyeti Salnamesi’ne göre; Karaferye’de 2.131 hane ve 14.000 nüfus vardı. 19 cami ve mescid, 4 tekke, 3 medrese, 2 rüştiye, 7 ibtidâî mektebi bulunmaktaydı. 1998, s.355-356). Balkan Savaşları sırasında 16 Ekim 1912’de Yunan ordusu şehre hâkim oldu. Müslüman nüfusun bir kısmı bu sırada, kalanı da Lozan Antlaşması’ndan sonra şehri terk etti. 17 Temmuz 1923 tarihli İcrâ Vekilleri Heyeti Kararnamesi’ne göre, Karaferye Mübadilleri, Amasya, Tokat ve Sivas’a nakledildiler (İpek, 2000, s.42). İlk Türk hititologu Ord.Prof.Dr.Sedat Alp (1913) ve Bestekâr Hâfız Hüseyin Tolan (1910), Karaferye doğumludur.

Mübadele sırasında Cami-i Âtik, Gazi Mehmed Bey Camii, Çukur Tekke Camii, Eminzâde Camii, Tuzcu Sinan Mescidi, Abdullah Çelebi Mescidi, Baba Tekkesi, Çelebi Sinan Bey Vakıfları, Çarşamba Tekkesi Dergâhı, Cuma Tekkesi Vakıfları, Sarıcızâde Mescidi ve Medresesi Vakıfları’yla ilgili talepnameler düzenlenmiştir.

Ağustos

Osmanlı Devleti yönetiminde, Selânik Vilâyetine bağlı bir kaza merkeziydi. Günümüzde Imathia ili, Veria’ya bağlı Naussa kasabasıdır. Osmanlıdöneminde, yakınında çok değerli, al mermer çıkartılan bir taş ocağı vardı(İnciciyan-Andreasyan, 2-3, 1973-1974, s.52). Ağustos kasabasını gezen Evliya Çelebişu bilgileri vermektedir: “Selânik sancağı toprağında, Karaferye kazasına bağlı naiplikti. Ağustos yaylağı eteğinde, bin hâneli, çarşı ve pazarlı, bağ ve bahçeli gelişmiş bir kasabadır. Suyu ve havası, binası, güzelleri, gayet lâtif bir kâfir kasabasıdır. Gazi Evrenos evkâfıolduğundan hâkimi mütevellidir. Reâyâ ve berâyâsı gayet zengindirler” (VIII, 1966, s.32). 29 Z 1255 (4 Mart 1840)’te kasabada bulunan Rum ahalisinin isyânı üzerine, tahribata uğramıştır. Bundan sonra ihtiyaten bir küçük kale ve vakf-ıhümâyundan olmak üzere yüz kişi alacak bir cami yaptırılması, civar mahallerden yüz hâne ve daha ziyadeİslâm getirilerek iskân edilmesi ve arazisinin emlâk-i hümâyûna tahsis edilerek Darphane’den idare olunmasına dair hüküm çıkarılmıştır (BOA., C.DH., 140/6991). Bugünkü Yunanistan sınırları içindeki ilk modern fabrika olan "Bin İğlik, Birİplik Fabrikası" 1874’te Ağustos’ta kurulmuştur. Ağustos, kısa sürede Makedonya bölgesinin önemli bir sanayi merkezi hâline gelmiştir. Bu nedenle 1880’de 5.000 olan nüfusu, 1905’te 10.000’e çıkmıştır (Yerolimpos, 1999, s.32-34). 22 Mart 1316 (4 Nisan 1900) tarihinden 16 Teşrîn-i evvel 1316 (29 Ekim 1900 tarihine kadar Ağustos nahiyesi müdürü olan Tahsin (Uzer) Bey, nahiye hakkında şu bilgileri vermektedir:“1900 yılı Nisanında Ağustos nahiyesine geldim. Bu nahiye, 2000 hânelik mâmûr bir şehir, köyü yok. Selânik’in bir mesiresidir. Şehirde 10.000 nüfus var. Bini Müslümandır. Şehrin bütün kaldırımlarını belediyeye borçlanma yaparak yeniden inşa ettirdim. Şehir gelişmeye müsait idi, fakat hali hazır haritası yoktu. Selânik İdâdî Mektebi Hendese Muallimi Nazif Bey bana müracaat etti. 500 liraya haritanın alınması için onu görevlendirdim” (Uzer, 1999, s.62-63). Bugün Ağustos’ta ayakta kalan eserler; saat kulesi, tren istasyonu ile hükümet konağı olduğunu tahmin ettiğimiz bina ve evlerdir.
   


Karaferyede Son Ezân

“Müezzin İsmail Efendi yıllardır her gün beş defa çıktığı minareye bu defa adımlarınızorlukla atarak yavaş yavaş çıktı.Gecenin sessizliği ve serinliği içinde ovanın karanlığına, aşağıdaki evlerdeki zayıf ışıklara baktı. Daha önce yüzlerce defa okuduğu ezânın, atalarının yüzyıllardır yaşadığı bu küçük kasabada son defa yankılanacağını düşünerek ellerini kulaklarına götürdü. Derin bir iç geçirerek gözlerini kapattı. Sicim gibi yaşlar kır düşmüş sakallarına doğru süzülürken ağır, yanık bir sesle yatsıezânını okumaya başladı.Yağ kandilleri ile aydınlatılmış camide imam efendi ve cemaat, başları öne eğilmiş, gözlerinden süzülen yaşlarlaİsmail Efendinin okuduğu yatsı ezânınıson defa dinlediler. Kasabanın en uçtaki evlerine kadar bütün kasabalılar aynı hüzün ve sessizlikle başları önlerinde ezânın bitmesini beklediler.İmam Şefik Efendi son rekâtı kıldırıp selam verdiğinde cemaatin hıçkırıklarısessizliğin içinde yankılanırken, sanki yarın her biri bir tarafa dağılmayacak, belki de birbirlerini bir daha hiç görmeyeceklerini düşünmeden, herkes başı önde, kafalarında binbir düşünce evinin yolunu tuttu. Cemaatin tamamı dağılınca Şefik Efendi, kapıda dikilen Müezzin İsmail Efendi’den başka kimsenin kalmadığınıgördü. “Sen de gidebilirsin İsmail Efendi” dedi. “Kapıyı ben kapatırım.”İsmail Efendi boğazına düğümlenen acıyla hiç bir şey diyemeden ağır adımlarla çıktı.İmam Şefik Efendi, cübbesi ile olduğu yere çöktü, sarığını çıkardı. Küçücük bir çocukken dedesi ile bu camiye geldiklerini, camide kılınan bayram namazlarını, avludaki bayramlaşmaları,cami hocasından gördüğü dersleri aklından geçirdi. Birisi bu tarihî camide son namazı kendisinin kıldıracağınısöylese idi herhalde kötü bir rüya diye düşünürdü. Ama işte; önce söylentişeklinde duydukları, sonra jandarma kumandanı ve cemaat liderleri tarafından da resmen bildirilen o gün gelmişti. Yüzyıllardır yaşadıkları, bütün atalarının gömülü olduğu bu topraklarıyarın terk edeceklerdi. Bu tarihî camide son namazı kıldırmak da ona düşmüştü. Çöktüğü yerden yavaşça kalktı. Kandilleri tek tek söndürdü. Son kalan kandilin titrek ışığında minbere çıktı. Bohçanın içinde sarılı Kur’an’ı öpüp başına koyduktan sonra koynuna soktu. Ağır adımlarla dışarı çıkarak halının altındaki kocaman anahtarla kapıyı her zamanki gibi iki kere kilitledi. Gecenin serinliğinde içinden, ”Allah yardımcımız olsun, camimiz de atalarımızın ruhlarına emanet olsun” diyerek gözlerinden süzülen yaşlarla, ağır adımlarla karanlığın içinde kayboldu.

 

 
   
Önceki Sayfa
Sonraki Sayfa